21 Ekim 2014 Salı

Değişimi İstemeyenler, Mevcut Sistemden Beslenenlerdir

“Sistemden beslenenler, sistemi değiştiremezler, değiştirmeyi dahi akıllarından geçiremezler, düşünemezler.’’

Değişim kelimesi ne zaman ortaya atılsa ya da duyulsa, insanlar arasında bir tedirginlik olur. Ardından dedikodular başlar kendiliğinden. Oysa, hemen hemen her alanda hızlı değişimlerin yaşandığı dünyamızda, kişisel gelişimler ve işletmelerin geleceği için değişimlerin takip edilmesi, uyum sağlanması oldukça önemlidir. İşletmeler rekabet koşullarına uyabilmek ve müşterilerine daha kaliteli, daha çabuk, daha ucuz hizmet sunabilmek ve en önemlisi de ayakta kalabilmek için bu değişimleri takip etmek zorundadırlar. Zaten günümüz koşullarında değişim öyle bir hale geldi ki, ne hızına yetişilebiliyor ne de önüne geçilebiliyor.

Zaman içerisinde, işletmelerin gerek teknoloji gerekse organizasyon yapılarında, şartlara bağlı olarak değişim kaçınılmaz hale gelir. Böyle bir ortamda alınan değişim kararının başarı ile uygulanabilmesi için çalışanların değişime sürecine katılmaları olmazsa olmazdır. Değişim kararı ile birlikte mevcut çalışanlar arasında memnuniyet duyanda olacak, değişimden korkan ve kendilerinin devre dışı kalacağını düşünenlerde. Zaten birçok işletmede çalışanlar yeni sistemlere ya da politikalara ayak uydurmakta zorlanırlar. Bunun temelindeki sebep değişime karşı olan dirençtir. Çünkü hem kurumun işleyişinin getirdiği alışkanlıklar hem de çalışanların iş yapma alışkanlıkları değişimin önündeki en büyük engeldir. Bu yüzden değişim kararı alındığında işletmelerde az ya da çok mutlaka bir dirençle karşılaşılacağı unutulmamalıdır. Değişimi destekleyen çalışanlar elbette olacaktır. Ama bu çalışanlar da diğerlerine ihanet etme, karşı çıkma, taraf olma gibi yaftaları yemektense sessiz kalmayı tercih ederler.

Değişim esnasında oluşması muhtemel dirençlerin büyük bir bölümünü, mevcut sistemden beslenen ve bu sistemin değişmemesini isteyen çalışanlar oluşturur. Çünkü değişim gerçekleşirse kendi hâkimiyet alanlarının elden gideceğine, kendilerinin önemsiz bir konuma düşeceğine, saygınlıklarının azalacağına inanırlar. Mevcut sistem onlara göre gayet mükemmeldir, herhangi bir değişime gerek yoktur. Örneğin yeni bir teknolojinin üretime entegre edilme kararı sonrasında, yada organizasyon yapısında yapılacak bir değişiklik kararı sonrasında;  Bu da nereden çıktı şimdi? Biz zaten gerekli işleri yapmıyor muyuz? Yeni sorumluluklara ne gerek var? v.b sorularla negatif bir hava yaratır, değişime olumlu bakanları etkileyip, kendilerine taraftar bulmaya çalışırlar. Bu tip insanlar değişim esnasında adeta üç maymunu oynarlar. Dışarıdan istediği kadar bilgi gelsin, ne duyarlar, ne görürler ne de yorum yaparlar. Bir an evvel uygulanan kararın başarısız olması için dua ederler. Çünkü mevcut sistem, kendi menfaatlerine uygun olduğundan en iyi sistemdir onlar için.

Bütün bu oluşabilecek dirençler sebebiyle değişim; cesaret isteyen, riskli ve bir o kadar da zor bir süreçtir. Ancak inanılırsa da, her alanda gerçekleşmesi mümkün olan bir süreçtir. Bu süreçte önemli olan değişim sürecini iyi planlamak ve çıkabilecek sorunları, yukarıda bahsedilen kişilikleri, dirençleri tahmin ederek önceden gerekli önlemleri almaktır. Özellikle kurumsal değişim ve gelişimin sağlanmasında en büyük rol yöneticilere düşer. Eğer yönetici liderlik yeteneğine sahip ise ve eğer değişime duyulan ihtiyacı çalışanlarına izah edebilirse, ikna edebilirse, direnç gösteren bu negatif çalışanların değişimini de sağlayabilir. İşte o zaman mevcut düzenden beslenenlerin önüne geçilip, değişim ve yeniliklere şirketin kapıları sonuna kadar açılabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme