5 Eylül 2016 Pazartesi

İş Hayatında Problemleri Kişiselleştirmek

Her sabah başlayan mesainin ardından o kadar çok kişi ile iletişimde bulunuyoruz ki. Kapıdaki güvenlik görevlisinden şirketin tepesindeki genel müdüre kadar. Kimi zaman bir günaydınla kimi zaman ayaküstü yapılan sohbetlerle ya da telefon görüşmeleri ile. Gün içerisinde her zaman mutlu huzurlu çalışmıyoruz, ister istemez yaptığımız işle ilgili ilişkide bulunduğumuz kişilerle tartışıp stresli, problemli zamanlarda geçiriyoruz. Bunun sonucunda hem bireysel anlamda kendimize hem de organizasyonel anlamda şirketimize birçok olumsuzluk yansıyor. Yaptığımız işe odaklanamıyoruz ya da saldırgan bir tutum takınıp çevremizdekilerle beklenmedik tartışmalara giriyoruz. Aslında gün içerisinde yaşadığımız tüm bu stresli olayların bizim üzerimizde nasıl bir etki bırakacağına da büyük ölçüde biz karar veriyoruz.
Günlük hayatımızda toplantıya sürekli geç gelen bir arkadaşımızı ya da ekip çalışmasında üstüne düşen görevleri yapmayan arkadaşımızı uyarmaktan tutunda görevimiz olmayan bir işin bize kalmasına kadar canımızı sıkan birçok problemle karşı karşıya kalırız.
Tabii bunların yanında yapılan mobbing, çalışma arkadaşlarınızın sizi müdürünüze şikayet etmesi v.b. konularda sürekli iş arkadaşlarımızla tartışmalar yaşarız. Kimi zaman bu tartışmalar uzun küslüklere kimi zaman kısa süreli dargınlıklara neden olur.
Hâlbuki iş yerinde çalışanlar aynı amaç doğrultusunda farklı görevleri yerine getiren bir topluluğu oluşturmakta. Kiminin görevi satış yapmak, kiminin görevi çay yapmak. Her kurumda çalışanlar görevlerini yerine getirmek ve başarılı olmak için elinden geleni yapar. Başarıya ulaşmaya çalışırken de zaman zaman çatışmalar olur. Emin olun işlerimizle ilgili bu yaşanan çatışmaların hiç biri özel nedenlerimizden dolayı olmaz. Dolayısıyla kabul etmemiz gereken şudur ki; işyerinde yaşadığımız anlaşmazlıklar ve tartışma nedenimiz kesinlikle iş ile ilgilidir. Ama yaşananları şahsımıza algıladığımızda yani kişiselleştirdiğimizde yaşanan problemler bambaşka bir renge bürünüyor. Yaşanan problemi kişisel algıladığımızda; her yaşanan olayın ortasında kendimizi buluruz. Kişiselleştirme genellikle alıngan, kırılgan kişilerde daha belirgin şekilde ortaya çıkıyor. Çünkü bu insanlara amirleri işiyle ilgili bir talimat verirken sesini biraz yükseltse ses tonundan rahatsız olup alınır; küser ve kırılırlar. Ortaya söylenmiş bir sözü ya da herkesi ilgilendiren bir kararı dahi kendine karşı alınmış sayıp, özele indirgeyip hemen savunma mekanizmasını devreye alırlar.
Örneğin müdürünüzün bölüm toplantısında yapılan hataları biraz sinirli şekilde anlattığını, anlatırken de zaman zaman size baktığını varsayalım. Kişiselleştirmede siz bu olayı şahsınıza algılayıp müdür diğerlerine bu şekilde bakmıyor bana tamamen gıcık şeklinde düşünürsünüz. Oysa kabul etmeniz gereken müdür bölümde sizde dahil 8 kişiye bu konuşmayı yapıyor, sadece size konuşmuyor.
Başka bir örnekte sabah yanınızdan geçen arkadaşınız Yasemin Hanım’ın size günaydın demeden geçtiğini kabul edelim. Hemen kişiselleştirip bu Yasemin’in benimle ilgili bir sorunu var. Bende ona selam vermem olur biter diye düşünebilirsiniz. Ama o anda Yasemin geç yatmış ve uykusunu alamamış ya da sizi fark etmemiş de olabilir.  

Bu örneklerde olduğu gibi iş hayatında dengeli iletişim için yaşanılan problemlerde olayı kişiselleştirip şahsımıza algılamamalı, o andaki dar penceremizin dışına çıkarak olaylara geniş bir pencereden bakmayı öğrenmemiz gerekiyor. Duygusal davranışlardan uzak durup akılcı davranmaya yönelmeliyiz. Eğer başkalarının davranışını kişiselleştirmekten kaçınırsak, onları daha objektif değerlendirebiliriz. Bakış açımızı da ne kadar geniş tutarsak, yanlış anlaşılmaları o kadar aza indirebiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme