İnsanlar doğası gereği toplum içerisinde savunmasız ve güçsüz
kalmaya dayanamazlar. Diğer insanlara karşı güçlü olmak, öyle hissetmek
isterler. Güçsüz olduklarını hissettikleri durumlarda ise farklı savunma şekilleri
ve egolar ortaya çıkar. Psikoloji biliminin baş üstadı Freud’un tanımıyla,
şahlanmış at üzerindeki şövalyeye benzetilen ego, Latince kökenli olup ben,
benlik, ben merkezlilik anlamına gelir. Kendi üstünlüğünü gösterme çabası ya da
niyeti. Ego o kadar karmaşık bir yapıya sahiptir ki; içerisinde irade,
istekler, arzular, tutkular hepsi birbirine geçmiş durumdadır. Aslında egolar insanı
hırslandıran, başarıya götüren bir dürtüdür. Nedendir bilmem ama ego kelimesi,
toplumumuzda her duyulduğunda hep bir negatif anlam getirir beraberinde. Ortaya
çıkan egolar tatmin edildiği, doyurulduğu sürece, insan kendini güvende ve
güçlü hisseder, asıl sorun egoların tatmin edilememesi durumunda ortaya çıkar. Ego
kabarır ve her şeyin önüne geçer. Olaylar karşısında mantık devre dışı kalır, bunun
yerine hırs, tutku kısacası egonun hâkimiyeti başlar.
